SELAMUN ALEYKÜM

İnşaallah istifadeye medar olur!!!!!!

27 Temmuz 2010 Salı

Meziyetin Varsa Hafâ Türabında Kalsın; tâ Neşvünema Bulsun! (Lemaat tahlilleri-6)


Ey zîhassa-i meşhûre! Taayyünle zulmetme, ger perde-i hafânın altında sen kalırsan, ihvânına verirsin ihsan ve bereketi. Her bir ihvânın altında sen çıkması, hem de o sen olması imkân ve ihtimali, her birine celbeder bir nazar-ı hürmeti. Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükrim iken altında; üstünde zâlim olursun. Güneş iken orada; burada gölge edersin. İhvânını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten. Demek taayyün ve teşahhus, zâlim birer emirdir, sahih doğru böyle ise, hem de böyle görürsün. Nerede kaldı yalancı tasannu’ ve riya ile kesb-i teşahhus-u şöhret? İşte bir sırr-ı azîm ki hikmet-i İlahî, hem o nizam-ı ahsen. Bir ferd-i fevkalâde, kendi nev’i içinde setr ile perde çeker, bununla kıymet verdirir, hem de eder müstahsen. İşte sana misali: İnsan içinde velî, ömür içinde ecel, olmuş meçhul ve mühmel. Cum’ada müstetirdir bir saat, kabul olur dua edersen.”



Tahlil:

1- Meziyetin varsa hafâ türabında (gizlilik toprağında) kalsın; tâ neşvünemâ bulsun.

1- Üstünlüğün varsa gizlilik toprağı altında kalsın. Tâ ki gelişip çoğalsın. Nasıl ki bir tohumu toprakta gizlemek onu yok etmek değildir. Belki bir iken yedi yüze kadar çoğaltmak demektir. Gizlenen bir meziyet de yok olmaz aksine çoğalır, inkişaf eder.



2- Ey zîhassa-i meşhure! Taayyünle (ortaya çıkarak) zulmetme!

2- Bir cemaat veya toplulukla beraber olan, hususen onlarla birlikte hizmet eden bir Müslüman’ın eğer diğer ferdlerden meşhur bir meziyeti, yani çok bariz bir üstünlüğü varsa, bu meziyetini gizlemesi ve onların dengi birisi imiş gibi davranması gerekir. Eğer aksini yaparsa diğer arkadaşlarına zulmetmiş olur. Kastamonu Lahikasındaki şu cümle ve cümle içindeki hadis-i şerif bu noktaya ışık tutuyor gibidir: “Hem bir adam, kendi başına cesareti güzel de olsa, bir cemaat-ı mütesanideye girdikten sonra, onların istirahatını ve sarsılmamalarını muhafaza etmek için, o şahsî cesareti istimal edemez. ²vUS«Q²/«!öh²[«,ö]«V«2ö!:h[,ö (En zayıflarınızın gidişi gibi gidiniz) hadîs-i şerifinin sırrıyla hareket etmek (lazımdır).”



3- Ger perde-i hafanın (gizlilik perdesinin) altında sen kalırsan, ihvanına (kardeşlerine) verirsin ihsan ve bereketi. Her bir ihvânın altında sen çıkması, hem de o sen olması imkân ve ihtimali, her birine celbeder bir nazar-ı hürmeti.

3- Böyle meziyetli bir kişinin bulunduğu bir topluluk çok güzel bazı işler başarabilir. Eğer meziyetli kişi kendini gizlemeye dikkat ederse, o başarılar bütün cemaate mal olur ve bütün cemaatin şerefini yüceltir. Her biri o meziyetli adam gibi bir hürmet kazanır. O kimse bu hareketiyle arkadaşlarına manen ihsanda bulunmuş olur. Kendisi de o meziyetten ve o hürmetten bir şey kaybetmez. Hem de o meziyet, bir kişinin meziyeti iken efrad sayısınca çoğalarak gelişip çoğalmış, neşvünemâ bulmuş olur.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin gerek hizmet hayatına, gerek Risâle-i Nur’daki beyanlarına baktığımızda bu güzel ahlâkı, yani şahsını geri plana çekmeyi mükemmelen yaşadığını görürüz. Kendisini daimi surette geri çekmiş ve bütün meziyeti cemaatine vermiştir. Mesela Kastamonu Lahikası’ndaki şu ihlâs dolu ifadeler, Hz. Üstad’ın bu harikulade ahlâkını gayet güzel gösteriyor:

“Ey Risâle-i Nur’un kıymetdar talebeleri ve benden daha bahtiyar ve fedakâr kardeşlerim! Şahsiyetim itibariyle sizin ziyade hüsn-ü zannınız belki size zarar vermez. Fakat sizin gibi hakikatbîn zâtlar vazifeye, hizmete bakıp, o noktada bakmalısınız. Perde açılsa, benim baştan aşağıya kadar kusurat ile âlûde mahiyetim, benden kaçmağa bir vesile olur. Sizi kardeşliğimden kaçırmamak, pişman etmemek için, şahsiyetime karşı haddimin pek fevkinde tasavvur ettiğiniz makamlara irtibatınızı bağlamayınız. Ben size nisbeten kardeşim, mürşidlik haddim değil. Üstad da değilim, belki ders arkadaşıyım. Ben sizin, kusuratıma karşı şefkatkârane duâ ve himmetlerinize muhtacım. Benden himmet beklemeniz değil, bana himmet etmenize istihkakım var. Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ve keremiyle sizlerle gayet kudsî ve gayet ehemmiyetli ve gayet kıymetdar ve her ehl-i imana menfaatli bir hizmette, taksim-ül mesaî kaidesiyle iştirak etmişiz. Tesanüdümüzden hâsıl olan bir şahs-ı manevînin fevkalâde ehemmiyet ve kıymeti ve üstadlığı ve irşadı bize kâfidir.”

İhlas Risâlesindeki şu cümleler de bu ahlâkın fevkalade bir numûnesini teşkil etmektedir: “(Ey kardeşlerim) Yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmette eski hizmetten yüz derece fazla muvaffakıyeti gösteren manevî kuvvet, sizlerdeki ihlastan geldiğine kat’iyyen şübhem kalmadı. Hem itiraf ediyorum ki samimî ihlâsınızla, şan ü şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyadan beni bir derece kurtardınız. İnşâallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.”



4- Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükrim (ikram eden) iken altında; üstünde zâlim olursun. Güneş iken orada (perde altında); burada (perde üstünde) gölge edersin. İhvânını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten. Demek taayyün ve teşahhus (ortaya çıkıp şahsiyetini göstermek), zâlim birer emirdir (iştir).

4- Eğer meziyet sahibi kimse bu cemaat sırrını anlamaz ve şahsiyetini ortaya sürer ise önceki durumun tam tersi bir durum ortaya çıkar. Önceki vaziyette kendini gizlemekle arkadaşlarına hürmet nazarlarının yönelmesine vesile oluyor, onlara ikram ediyor ve o şereften kendi de aynen hissedar oluyordu. Şimdi ise meziyetini gizlemeyerek “Bütün o başarıların asıl sebebi benim” dercesine kendisini izhar etmesi diğer arkadaşlarının hisselerini de kendine mal edeceğinden onlara zulmetmiş oluyor. Önceki halde meziyeti ile onlara şeref dağıtıyor iken, sonraki halde, onların şereflerini kendi meziyetinin gölgesi altında bırakıp kıymetten düşürüyor. Hâlbuki taayyün etmekle, yani kendini açıkça belli etmekle kendisi de fazladan bir hürmet ve şeref kazanamaz. Çünkü önceki halde diğer arkadaşları ile birlikte aynı şerefe sahipti. Şimdi ise diğerlerini hürmetten düşürmek pahasına kendini ortaya sürerek onlara zulmetti. Bir şey kazanmadı, çok şey kaybettirdi.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, İhlâs Risalesinde, kendini değil cemaatini tercih etmeyi şöyle tavsiye eder: “Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize; şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-ı maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz.” Aynı risalede bu fedakârlığa teşvik için yine şöyle der: “Evet bahtiyar odur ki; kevser-i Kur’anîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz (cemaatin şahs-ı manevîsi) içine atıp eritendir.”



5- Sahih, doğru böyle ise; hem de böyle görürsün. Nerede kaldı yalancı tasannu’ ve riya ile kesb-i teşahhus-u şöhret (şöhretli bir kimlik kazanmak)?

5- Gerçekten meziyet sahibi birinin kendini gizlememesi böyle zararlı düşer ve diğer arkadaşlarının hukukuna bir tecavüz olursa, elbette sırf riyakârâne duygular ve yapmacık hareketlerle kendini diğerlerinden daha meziyetli göstermeye çalışan birisinin tavırları bütün bütün zulüm olur. İhlas Risalesi’nde bu riyakâr hissiyatı değil, cemaatin şerefini esas yapmak için Risale-i Nur talebelerini şöyle ikaz eder: “Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i manevîyi, şahsî, hodfüruşane, rekabetkârane, cüz’î bir şerefe ve şöhrete feda etmek; Risâle-i Nur şakirdlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.”



6- İşte bir sırr-ı azîm ki hikmet-i İlahî, hem o nizam-ı ahsen (en güzel düzen); bir ferd-i fevkalâde, kendi nev’i içinde setr ile (örterek) perde çeker, bununla kıymet verdirir (diğerlerine de), hem de eder müstahsen (beğenilen). İşte sana misali: İnsan içinde veli, ömür içinde ecel, olmuş meçhul ve mühmel. Cum’ada müstetirdir (gizlidir) bir saat, kabul olur dua edersen…

6- Allah’ın kâinatta cari bir hikmeti ve güzel bir düzeni “Kıymetli bir ferdi sair ferdler içinde gizleyerek hepsinin kıymetini yüceltmektir.” Meselâ Cuma günü duâların kabul olduğu bir saat olduğu bildirilmiş, fakat hangi saat olduğu gizlenmiştir. Böylelikle her bir saatin o saat olabilme ihtimaliyle kıymeti artmıştır. Metinde geçen diğer numuneler de bunun gibidir. İşte meziyetini, yani diğer efrada olan üstünlüğünü gizlemek kâinattaki bu düzene uymak demektir. Aksi ise o düzene karşı bir nevi isyan manasını taşır.

Cenab-ı Erhamürrâhimîn’den bütün esma-i hüsnasını şefaatçı yapıp niyaz ediyoruz ki: “Bizleri ihlas-ı tâmme muvaffak eylesin... Âmîn

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder