SELAMUN ALEYKÜM

İnşaallah istifadeye medar olur!!!!!!

5 Ağustos 2010 Perşembe

İMANLI HÜRRİYET


KANAATİMCE BEDİÜZZAMAN hayatı boyunca, İslamiyet ve İnsaniyet dairelerinde İman hakikatlerinin inkişafını gaye edinmiş, bunun neticesi olarak, eserlerinde kullandığı bütün kavramları, Şeriatın sınırları dahilinde, İman-küfür ekseninde tesis etmeyi hedeflemiştir. Bediüzzaman eserlerinde İman hakikatlerini izah etmiş ve hayatın bu İman hakikatlerinin ışığında nasıl tanzim edileceğinin yollarını da göstermiştir. Günümüzde birçok insanın doğrudan İmanla alakalı görmediği meselelerin İmanla olan bağlantısını gösteren Bediüzzaman, hazır medeniyet tarafından dayatılan hayatın bölünmüşlüğünü reddedip şirkin izalesini ve Tevhidin ikamesini hedeflemişitr. Buna paralel olarak Münazarat’ta ele alınan kavramlar da gündelik siyasi tartışmalar veya siyasi geri kalmışlığı ortadan kaldırmayı amaçlayan toplumsal reçeteler ekseninde değil İmanın inkişafı perspektifinde değerlendirilmelidir.

Üstad’ın Münazarat adlı eseri İkinci Meşrutiyet sonrası doğudaki aşiretler arasında, Meşrutiyet’e karşı oluşan tepkilerin izalesi ve Meşrutiyet’in benimsenmesini sağlamak amacıyla yapılan sohbetler sırasında kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplardan oluşmaktadır. Eserde, Meşrutiyet ve istibdad kavramları izah edilmekte; İstibdadın türleri açıklanmakta; Hürriyetin tarifi yapılarak, hürriyetin İmanın bir hassası olduğu vurgulanmakta; İlmi istibdadın taklidi doğurduğu anlatılarak toplum İmana sahip çıkmaya davet edilmekte; Meşruti yönetimin gelmesiyle ortya çıkan uygulamaların şeriata uygunluğuna dair sorulara cevap verilmekte; Müslümanların birlikteliğinin nasıl tesis edileceği ortaya konmakta ve Müslümanların zindan-ı atalete düşme sebepleri ve bu durumdan kurtulma çareleri anlatılmaktadır.

Üstadın eski Said döneminde yayınlanmış olan eser 1950’li yıllarda Bediüzzaman tarafından gözden geçirilerek yeniden yayınlanmıştır. Münazarat, Bediüzzaman’ın eski Said dönemindeki temel hizmet düşüncesi ekseninde İslam toplumunda İmanın inkişafı için gerekli olan prensipleri ihtiva eden bir metin olarak okunabileceği gibi, Yeni Said dönemindeki genel hizmet düsturları ekseninde hususi manada bir ferdin hayatında İmanın inkişaf edebilmesi için gerekli olan prensipleri ihtiva eden bir metin olarak da okunabilir. Hatta eğer ifrat olmazsa bu eserin nefsin dayanağı olan sosyal içerikli argümanlara karşı getirilen cevaplar olarakta içsel bir okuma yapılabileceğini düşünüyorum. Bu hayatın içinde dengeyi tutturamayan mü’minlere bir rehber mahiyetinde olabilir ki Üstad eserinin şimdiki Nur talebelerine de bir ders olabileceğini söyleyerek bunu vurgulamıştır.

Bediüzzaman, İşarat-ül İ’caz’da sınırsız arzu ve ihtiyaç sahibi fertlerden oluşan toplumda adaletin tesisinin ancak külli bir akılla mümkün olabileceğini, bunun da kanun şeklinde olabileceğini ve bu kanunun da ancak Şeriat olabileceğini ifade eder: “ Fakat insandaki kuvve-i akliyye Sani tarafından tahdit edilmediğinden ve insanın cüz-i ihtiyarisiyle terakkisini te’min etmek için bu kuvvetler başı boş bırakıldığından muamelatta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadale etmekte adalete muhtaçtır. Lakin her ferdin aklı adaleti idrakten aciz olduğundan, külli bir akla ihtiyaç vardır ki fertler, o külli akıldan istifade etsinler. Öyle külli bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle külli bir kanun, ancak Şeriattır.” Buradan da anlaşılacağı gibi adaletin temini bireyin kapasitesini aşan bir meseledir. Birey ve topluluklar insanların bütün ihtiyaçlarını ihata edecek bir nazara sahip olamazlar. Külli nazar ancak bütün kainatın ve herbir insanın yaratıcısı olan Şeriatın sahibinin nazarı olabilir.

Bu bağlamda hürriyet kavramını düşündüğümüzde hürriyetin çerçevesini ve sınırlarını da bireyin veya bireylerden müteşekkil toplulukların belirleyebileyemeyeceği çok açıktır. Yani hürriyetin sınırlarını ancak kainatın ve insanın halıkının Külli kanunu olan Şeriat belirleyebilir. Bediüzzaman da hürriyet, meşrutiyet, cumhuriyet gibi kavramların önüne meşru kaydını koyarak bu kavramların Şeriat dairesi içerisinde ele almakta ve yorumlamaktadır.

Münazarat’ın başında öncelikle istibdad, meşrutiyet ve hürriyet kavramlarının meşru zeminde tariflerini yapmaktadır. Bediüzzaman’ın hedefi İmanın inkişafı olduğu için “Hürriyet imanın hassasıdır” prensibinden hareketle hürriyete çok önem vermekte ve bu önemi hürriyet bahsi sual edildiğinde “Yirmi seneden beri onu, hatta rüyalarda takip eden ve o sevda ile herşeyi terkeden birisi size güzel cevap verebilir” cümlesiyle ifade etmektedir. Bediüzzaman’ın hedeflediği İmanlı birey ve İmanlı toplum ancak hürriyet zemininde neşvü nema bulacaktır. Bediüzzaman İmanın hürriyetin hassası olduğunu söyleyerek İman ne kadar mükemmel olursa hürriyet de o derece parlar demektedir. Burada İman nispetinde hür olunabileceğini ve hürriyet nispetinde de İmanda inkişaf edilebileceğini vurgulayarak hürriyet ve İmanın birbirinden ayrılamaz iki unsur olduğunu vurgulamaktadır. Münazarat’ta ağırlıklı olarak istibdat kavramlarını ele almasının sebebi İmanın inkişafına mani olan taklidin kaynağının istibdat olmasıdır. İstibdadın olduğu bir ortamda İman yeşeremeyecektir. İstibdattan arındığımız ölçüde hür; ve hürriyetimiz nispetinde de imanlı oluruz.

Yeni saidin risalelerinden anladığımız kadarıyla istibdadın en şedidi nefsin uyguladığı istibdattır ve de bütün istibdatların da başıdır. O zaman hür olmaya nefsimizin üzerimizdeki tahakkümlerinden kurtularak başlamalıyız. Zaaflarımız hürriyetimizin, dolaysıyla da imanımızın önünde duran en büyük engeller bilip işe onların izalesiyle başlayalım. Bu konuda vicdan en güzel yargıç. Herkez vicdanına danışsa zaaflarını bulabilir. Üstad “onların size tahakkümleri zaaflarınızdan istifadeleridir” cümlesiyle bize nereden başlayacağımızın işaretini veriyor.

Nefsin zaaflarına dair söylenecek çok şey var. İnşallah başka yazılarda konuşma niyetiyle.

Rabbim bizleri zaaflarını görüp itiraf eden ve de keremiyle zaaflarını onu tanıma vesilesi kılan kullarından eylesin. Nefsimizi kendimize ve neslimize efendi olmaktar koruyarak imanlı hürriyete nail olmayı nasib etsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder