SELAMUN ALEYKÜM

İnşaallah istifadeye medar olur!!!!!!

5 Ağustos 2010 Perşembe

Hayat yolculuğunda çelişkili duygular

İnsan, çevresi ile olan irtibatında eşyanın gizemini hissettiren sırlar yakalayabilir. Bu hal aslında onu varlığın derinliklerine ve anlam boyutuna doğru sürükleyen ince bir sırdır. Hayatın ortaya çıkış ve eşya ile olan bağlantı süreçleri, hep bu neticeye yönelik gibidir. Varlık âlemine gelen her insan çetin bir imtihanla yüzleşmek üzere ruhen ve bedenen hazırlanır. Bu hal aslında hayatın değişik safhalarında farklı şekillerde işleyen bir seçme kanununun parçasıdır. Meselâ bir insan bedenine dönüşmek meyli ile binlerce hücre yola çıkar.

Bunlar çeşitli sağlamlık imtihanlarından geçirilirler. Enzimlerin, mekanik etkilerin oluşturduğu çeşitli zorlukları atlayabilen hücrelerden yalnızca biri ya da birkaçı insan olabilmeye namzet konuma gelir. Bu hayattaki tekâmül sırrının ve bu sır işlerken ortaya çıkan seçiciliğin bir tezahürü olmalıdır.

Aynı şey ebede namzet olan ve bu amaçla dünya hayatını bir imtihan şeklinde yaşayan insanlarda da gözlenir. Varlık âleminin maddî boyutun önüne koyduğu zorlayıcı şartlar içinde hem kabiliyetleri gelişen hem de zorluklara dayanma gücü artan ve aynı zamanda ebedî bir hayata lâyık olduğunu ortaya koyabilme imtihanı ile yüz yüze olan insan bu konumu gereği sürekli nefis ve şeytan gibi maddî boyutun dışındaki varlıkların tasallutu altındadır. Bu, insanın asıl yaratılış gayesi doğrultusunda gelişimi ve sürekli teyakkuzu için Rabb-ı Kerim’in rahmeti ve şefkati ile birlikte düşünüldüğünde lâtif bir cilveleşme ve kul ve Hâlık arasında incelikli bir haberleşmedir. Hâlık-ı Kerim kulun sağlamlığı noktasında lâtif bir muamele ile onu imtihan ederken, kul da bu muamele içinde acziyetini anlayıp Rabb’ine sığınması gerektiğinin farkına varacak ve varlığın aslını teşkil eden Yaratan ve yaratılan arası muhabbet hali pekişecektir.

Bu hal, küçük bir çocuğun ilgisini çekmek ve onunla diyalog kurmak isteyen bir yetişkinin şaka mahiyetinde çocuğu korkutmasına benzer. Maksat sıkıntı vermek değil, iletişim kurmaktır. Problem çocuğun bu durumu algılamayıp aşırı bir korkuya kapılması halinde yaşanır. O durumda, kendini korkusuz, çaresiz ve yalnız hissetmekle bunalımlar anaforu oluşur ve baştaki maksadın çok uzağında ve zıddı denebilecek bir hal ortaya çıkar.

Hayatımızda nefis ve şeytan gibi unsurlar özünde yukarıdaki ifadelerin toplamından ortaya çıkan bir anlam taşırlar. Ancak bu konumları bilinmediğinde ve kul Rabb’i ile bağlantısını kopmuş algılayıp bunlar karşısında benliğini yalnız ve çaresiz algıladığında, hele de kendini Hâlık’ına karşı kusurlu zannedip ondan kaçmaya yeltendiğinde bunalımlar ve çözümsüzlükler, bir örümcek ağı gibi, iç âlemini sarmaya başlayacaktır. Yaşanan her halde Âlemlerin Rabbi’ne sığınmaktan, O’ndan yardım talep etmekten başka hiçbir çare yoktur ve aramak abesle iştigaldir. O halde, O’na karşı kusur işlenmişse bile, yine sığınılacak, af dilenecek ve tövbe ile yönelinecek olan O’dur.

Bu noktada imtihan için musallat edilmiş olan şeytan, Halık-ı Kerim hakkında bir şüpheyi kulun kalbine atar. İmanı zayıf ve hemen etki altında kalabilecek kul, yenilip şüpheyi âleminde kesinleştirirse, daha bu noktada imtihanı kaybeder. Kalbin şüpheyi kabul etmemesi durumunda, ikinci taktik, küfür tarzı ve edep dışı sözleri fısıldamak ve kalbine şüpheyi almayan kulun iman hassasiyeti ile onu telâşa düşürüp bu noktadan avlamaya çalışmaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, şeytanın, sizi iman hakkındaki hassasiyetinizle avlamak istiyor olduğudur. Bu maksatla, size ait olmayan ve Kadir-i Külli’şey’e karşı büyük bir edepsizlik anlamına gelecek sözleri fısıldayarak, bu sözlerin size ait olduğunu hissetmenizi hedefler. Bu sözleri benimseyip, kendinize ait kabul edip kalbinizden “Eyvah!” dediğiniz anda, şeytan sizi ağına düşürmüştür. Sizin hassas olduğunuz konuda, sizden kaynaklanmayan bir söz ya da düşünceyi size mal ederek, ümitsizliğe kapılmanız için attığı ilk adımda başarılı olmuştur. Bu başarı, aynı yoldaki adımların devamına yol açacak, sıkıntılarınızı, heyecanlarınızı artırmak için, sürekli bu tarz şeyleri ve dozu artan tempoda fısıldamaya devam edecektir. Bu fısıltılar, zaman zaman zihinde ve hayalde edep dışı manzaralara dönüşecektir. Bunu takip eden safha, anlamsız ve gereksiz yere sahiplendiğiniz bu edep dışı sözlerden ve manzaralardan dolayı kendinizden utanmanız, hatta nefret etmenizdir. Bu yanlışlar üzerine kurulmuş ilişkiler ağını, insanların en ilkel ve refleks gibi bir sosyal davranışı olan kaçış izler. Kişi kendinden ve Hâlık’ından kaçmak ister. Ancak kaçış için, sığınmak için başka hiçbir yer de yoktur. Bu durumda akla gelen çözüm yolu intihardır. Bu ise, çözüm yolunda değil, çözümsüzlük yolunda atılmış en büyük adım olacaktır. Çünkü ebedî bir hayatın mahvı yönünde atılmış bir adımdır. Düşünmemek, kaçmak, gaflete dalmak, unutmak,… Bunların hepsi yaşadığı olaylarla yüzleşme cesareti olmayan, zayıf kişilik yapılarının çözümden çok çözümsüzlük, bunalım ve kargaşa üreten arayışlarıdır. Hele Âlemlerin Rabbi’nden kaçmayı istemek, bunun mümkün olabileceğini düşünmek, ancak yaşanan olayın şokundan kaynaklanan şaşkınlıkla izah edilebilir. Bu noktada, bir Kızılderili atasözü olan şu cümle hep aklımıza gelmelidir: “Bir sınavın üstesinden gelmenin tek yolu, onunla yüz yüze gelmektir. Bu kaçınılmazdır. (Yaşlı Kişi Soylu Kara Kuğu)” Bu bunalımlar ve çözümsüzlükler girdabının ana sebebi durup anlamak ve soğukkanlı, mantıklı çözümler üretmek yerine, şuursuzca kaçmak, biri kovalıyor mu diye arkasına bakmadan, biri yoksa bile, hep kaçmaktır. Üstelik büyük bir suçluluk duygusu ile kaçmaktır. Bu duygu ise, kendine ait olmayan bir suçu kendi işlemiş gibi algılamaktan ve gereksiz bir vehimden kaynaklanmaktadır.

Aslında kişi, düştüğü bu durumun, şeytan tarafından şeytanca hazırlanmış bir tuzak olduğunu bilse ve içinde bulunduğu durumun gerçek görüntüsünü algılar konuma gelse, muhtemelen kendi haline gülecektir. Karanlıkta hafif bir kıpırtı ya da bir hışırtı algılayıp bununla birilerini ürküttüğünü anlayıp, kaçmaya başlayan ve sürekli kaçan, ancak yorgunluktan bitkin düşünce geriye baktığında hiç kimsenin kendini kovalamadığını, kendi gölgesinden kaçtığını fark eden insanın düştüğü komik duruma benzer.

Kaçış, her zaman Rabb-ı Rahim’e olmalı, O’ndan olmamalıdır. O’nun mülkünün dışına çıkabilmek, O’nun görmediği bir yere gidebilmek mümkün olmadığına göre, O’na sığınmalı, O’ndan yardım istemeli, tövbe ve istiğfar ile O’na yönelmelidir. Şeytandan kaçıp Rahim-i Mutlak’a sığınılmalıdır.

Bu bağlantılar yerine oturtulamadığında dini hassasiyetle dinden uzaklaşmak ve Rabb’ini çok sevmekten dolayı ve O’na karşı edep dışı bir hal sergilememek niyetiyle Rabbi’nden kaçmak gibi garip bir tavrı doğurabilecek bağlantılar eşyanın gizemli alanında saklıdır. Bunların farkında olmayan fert sevmekten dolayı kaçan ve sevginin öfke ve belki de nefret doğuracağı garip bir yola girebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder