SELAMUN ALEYKÜM

İnşaallah istifadeye medar olur!!!!!!

25 Eylül 2011 Pazar

Kur’ân’ın Belâgati


Kur’ân mucizedir ve Allah kelâmıdır. Kur’ân’ın edebî yönü yani belâgati onun mucize oluşunun en bâriz cihetidir.

Bu yazımızda Kur’ân’ın edebî özelliğini bir nebze tanıtmaya çalışacağız. Kur’ân’ın belâgat ve fesâhati elbette bir dergi yazısının boyutlarını aşar. Burada yapmak istediğimiz sadece (القطرة تدل علي البحر) “Katre denize delalet eder” sözü mûcibince Kur’ân’ın bir âyetindeki edebî özellikleri göstererek bütünü hakkında bir fikir vermeye çalışmaktır.



Katre ile kastettiğimiz pek çok âlimin edebî özelliğine hayran olduğu Hûd Sûresi’nin 44. âyetidir. Bu âyette şöyle buyrulur:

وقيل يا أرض ابلعي ماءك ويا سماء أقلعي وغيض الماء وقضي الأمر واستوت على الجودي وقيل بعدا للقوم الظالمين

“Yere, ‘Suyunu yut!’ göğe, ‘Ey gök sen de (suyunu) tut!’ denildi. Su çekildi, iş bitirildi; gemi Cudi’ye oturdu. ‘Zalimlerin kavmi Allah'ın rahmetinden uzak olsun’ denildi.”

İmam-ı Kurtubî bu âyet hakkında: Eğer Arap ve Arap olmayanların sözleri araştırılsa nazmının güzelliği, belâgatinin mükemmelliği, mânâlarının genişliği itibarıyla bu âyet gibi bir söz bulunmaz der.

İmam-ı Zerkeşî ise: “Eğer bu cümle içinde münderic olan lâfızdaki bedâat, belâgat, îcaz ve fesâhat şerhedilecek olsa, kalemler kurur, eller yorulur” der.


Müfessir Âlûsî de bu âyetle ilgili tafsîlatlı îzahlar yapar. Bu îzahların bir kısmı şöyledir: Bil ki, bu âyet-i kerîme i’câzın en son mertebelerine ulaşmış, arabın başını eğmiş ve perçeminden çekmiştir. Fesâhat dâiresinin dar geleceği güzellikleri üzerinde toplamıştır. Belâgatin sağlam ve düzgünlüğünde mızrağın demir ucu gibidir.

Rivâyet olunur ki, Kureyş kâfirleri Kur’ân’a karşı muâraza yapmak istediler. Zihinlerinin sâfîleşmesi için kırk gün buğday unu, koyun eti yemediler, şarap içmediler. İstedikleri şeyi yapmaya başlayınca, bu âyeti işittiler. Birbirlerine dediler ki, bu söz yaratıkların sözüne benzemiyor. Bunun üzerine yapmaya başladıkları şeyi bıraktılar ve dağıldılar.

Yine rivâyet edilir ki, İbn-i Mukaffa fesâhatli ve belâgatli bir kimseydi. Hatta zamanının en fasîhi idi. Kur’ân’a muâraza yapmak istedi ve bir takım sözler nazmetti. Bunları fâsılalara ayırdı, sonra da bunlara “Sûreler” adını verdi. Bir gün sabî bir çocuğun bir mektebde bu âyeti okuduğunu gördü. Hemen geri döndü ve yaptığı şeyleri imhâ etti. Ve şöyle dedi: “Şehâdet ederim ki, buna karşı aslâ muâraza edilemez ve bu, beşer kelâmından değildir.”

İbn Ebil Esba ve müfessir Ebû Hayyan gibi âlimler, bu âyette 17 kelime olduğu hâlde 20 civarında edebî özelliğin olduğunu tespit etmişlerdir. Biz burada bu iki zâtın yazılarından istifâde ederek maddeler halinde bu edebî özellikleri sıralayalım:

Kurtubî, c.9, s.37
Elburhan Fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.3, s.227
Ruhu’l-maanî, c.12, s.63-68, Mahmut Âlûsî, Daru İhyaüt-türasil Arabi, Beyrut.
İbn Ebi’l-Esba, “Ben Allahın “Ey arz suyunu yut …” kelâmı gibi bir kelâm görmedim. Zirâ bu kelâm 17 kelime olduğu hâlde bedi’ ilmine dair 20 sanat vardır” der. Bkz. El-İtkan, c.2, s.258, Celaleddin Suyûtî.
Safvetü’t-Tefasir.c.2.s.18. Muhammed Ali Es-Sâbûnî

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder