SELAMUN ALEYKÜM

İnşaallah istifadeye medar olur!!!!!!

24 Eylül 2011 Cumartesi

Hüsn-i hat


Hz. Peygamber (sav)’in bizzat belirttiği bazı kaideler bilinmektedir. Mesela, Hz Muâviye (ra)’a hitaben şöyle diyor: “Ey Muâviye, divitine lika koy, kalemini eğri kes, bâ’yı uzat, sin’i fark ettir, mim’i köreltme, Lafzatullahı güzel yaz, er-Rahmân’ı uzat, er-Rahîm’i güzel yaz, kalemini sol kulağına koy ki, kolay hatırlayıp alasın.”

Hat, sözün veya ruhta cereyan eden fikir ve duyguların alfabe ve yazı vasıtaları ile resmedilmesidir. Zihinde latîf bir halde bulunan mânânın vücudu için kesîf bir mahalle yani kâğıt, mürekkep, harf ve kelimelere ihtiyaç vardır. Sesler sözlerin, sözler zihinde var olan, idrâk olunan bir mânânın, his ve hayallerimizin ifadesidir. Söz ve yazı her ikisi de hayal, his ve idrâk sahasında doğan bir mânâyı açıklar. Ancak söz dinleyenin idrâki ile sınırlı kalırken, yazı hem dinleyenin hem de uzakta bulunan kimselerin ve gelecek nesillerin his ve akıllarına kadar uzanır. Şüphesiz ki medeniyetler de yazıyla devredilen bu ilim ve kültür mirasının üzerinde yükselir.


“Yazmak, çizmek, kazmak, alâmet koymak” anlamındaki Arapça hatt masdarından türeyen ve “yazı, çizgi, çığır, yol” gibi manalara gelen hat kelimesi (çoğulu hutut, ahtat) terim olarak “Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalarak güzel bir şekilde yazma sanatı” (hüsnü’l-hat, hüsn-i hat) anlamında kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda ise; “Cismânî aletlerle meydana getirilen ruhânî bir hendesedir.” şeklinde tarif edilen hat sanatı, bu tarife uygun bir estetik çerçevesinde yüzyıllar boyunca gelişerek süregelmiştir. Hat, sanatkârın elindeki kamış kalem ve ona can olan is mürekkebinin iş birliğiyle kâğıt, deri vb. yazı malzemesi üzerinde ortaya konur.

İslâm dinini kabul eden hemen hemen bütün kavimlerin dinî bir gayretle benimsediği Arap yazısı, hicretten birkaç asır sonra İslâm Ümmeti’nin ortak değeri haline gelmiş, aslı ve başlangıcı için doğru olan “Arap hattı” sözü zamanla “İslâm hattı” vasfını kazanmıştır. Arap yazı sisteminde harflerin çoğu kelimenin başına, ortasına ve sonuna gelişine göre yapı değişikliğine uğrar. Harflerin birbirleriyle bitiştiklerinde kazandıkları görünüş zenginliği, aynı kelime veya cümlenin çeşitli kompozisyonlarda yazılabilme imkânı, hat sanatında da aranılan sonsuzluk ve yenilik kapısını açık tutmuştur.

Vahiy kâtiplerinden başlayarak günümüze kadar Kur’ân-ı Kerîm’i en güzel bir tarzda yazmak gayret ve titizliğiyle ortaya çıkan hat sanatı, zamanla kendine mahsus kâideleri olan ve müstakil değerlendirilen bir sanat dalı olmuştur. Hz. Peygamber (sav)’in bizzat belirttiği bazı kaideler bilinmektedir. Mesela, Hz Muâviye (ra)’a hitaben şöyle diyor: “Ey Muâviye, divitine lika koy, kalemini eğri kes, bâ’yı uzat, sin’i fark ettir, mim’i köreltme, Lafzatullahı güzel yaz, er-Rahmân’ı uzat, er-Rahîm’i güzel yaz, kalemini sol kulağına koy ki, kolay hatırlayıp alasın.” Başta Kur’ân-ı Kerîm olmak üzere, Hadîs-i Şerîfler, hikmetli sözler, şiirler aşkla, şevkle hüsnli hat zarfında ibâdet kastıyla yazılmıştır. Zamanla Mushaflarda, cüzlerde, levhalarda, murakkaalarda, mimarî eserlerde yüksek bediî (estetik) kıymeti hâiz şâheserler vücûda gelmiştir.


BİR HATTATIN EN BÜYÜK ARZUSU: KUR’ÂN YAZMAK


Hat sanatında harflerin anatomisi, kelimelerin, cümlelerin, istiflerin veya çok farklı kompozisyonların esâsı, kaynağı her zaman İslâm Kültür ve Medeniyeti ve buna bağlı olarak hayata bakış felsefesi olmuştur. Zaten bütün İslâm sanatları tevhîd akîdesi çerçevesinde şekillenmiş ve âdetâ hepsini bir âhenk içinde telakkî etmek mümkün olmuştur.
Hattatların en büyük arzusu bir Kur’ân-ı Kerîm yazmaktır. Çünkü Kur’ân’ın lafzı gibi yazısı da kudsî bir karaktere sahiptir.


Hüsn-i hat bazı kaynaklarda “Cismânî aletlerle meydana getirilen ruhânî bir hendesedir.” şeklinde tarif edilmiştir.Hatta bazı İslâm âlimleri Kur’ân’ın lafzı ve mânâsı gibi, yazısının da ilâhî vahye dayandığını bildirmektedirler. Hattatlar bu anlayışla bir ibâdet coşkusu, disiplini içinde Kur’ân’ı istinsah etmişler, ilâhî mesajın gönüllere iletilmesine vâsıta olmuşlardır.San’at bir terbiye sistemidir. Hat sanatına baktığımızda bunu âşikâr olarak görebiliriz. Bunun farkında olan ecdâdımız gençleri icrâ ettikleri mesleği yanında bir san’at dalına teşvik etmişlerdir. Bu sanat san’atkâra sabrı, düzeni, ölçülü olmayı, haddini bilmeyi, aczini, fakrını bilmeyi adım adım hissettirerek öğrenir ve öğretir. “Rabbi yessir” meşkiyle, ben eriyip şekillenmeye geldim, der. Sonra elif, be… ve tamamen müfredât meşkiyle eriyip, mürekkebât meşkiyle şekil almaya başlamış, sabrı, aczini, haddini, hududunu öğrenmiş ve kıvama gelmiştir. Artık cüz’î kesbiyle, küllî irâdenin kapısını çalacak ve ilâhî tecelli bir san’at eseri olarak ortaya çıkacaktır.Bu tecelli bazen taşları sanki dantel gibi işlenmiş muhteşem bir caminin inâyetle yazılmış kitâbesi, âbide bir mezar taşı, rengârenk altınlarla tezyîn edilmiş bir levha, mâşâallah, bârekâllah dedirten bir Mushaf, cüz, ferman, berat, kitap, meşk murakkaı ve bazen de Hilyeli Şerîf şeklinde tezâhür eder.

Bazı İslâm âlimleri Kur’ân’ın lafzı ve mânâsı gibi, yazısının da ilâhî vahye dayandığını bildirmektedirler.
KAYNAKLAR:Alparslan, Ali. Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, İstanbul, 1999.Çetin, Nihad M. “İslâm Hat San’atının doğuşu ve Gelişmesi”, İslâm Kültür Mirâsında Hat Sanatı, IRCICCA, İstanbul, 1992. Derman, Uğur. “Hat San’atında Osmanlı Devri” İslâm Kültür Mirâsında Hat Sanatı, IRCICA, İstanbul, 1992Serin, Muhittin. Hat Sanatı ve meşhur Hattatlar, İstanbul, Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı, 1999.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder